23 Mart 2015 Pazartesi

..Öylesine..(Suya dayanıklı yâr.abandı)..

Öylesine bir şehirde, öylesine bir gündü.. Öylesine bir saatin, öylesine yelkovanı, öylesine akrebiyle yarışıyordu.. Sonra öylesine bir anda, öylesine bir kadın, öylesine bir adamla çarpıştı.. Adam sendeleyerek yere düştü. Çünkü çarptığı, kadının hayata karşı ördüğü kalın duvarlarıydı..Öylesine bakışıp, toparlandılar. Adam yerden kalkarken, kadın tebessümüyle okşadı Onun yüreğini..Öylesine bir iki cümle kurdular..Kadınsa sonradan anlayacaktı; adamın, ruhundaki "güven" kusurunun yarabandı olacağını..Bu öyle bir yaraydı ki aslında, kadın uzunca zamandır, belki de ta en baştan beri ruhunu hiç yıkamamıştı.. Çünkü eğer ıslanırsa yarabandı düşecekti.. Yarası kanasın istemiyordu.. Öylesine devinip durmuştu ruhu yıllar yılı belki de..O ki şehrin göbeğinde bir amazon kadını.. O ki tüm gelincik narinliğine tezat hırçın Anka Kuşu..Öylesine bir hikâyenin öylesine satırlarını yazıyorum belki de yine.. Sahi ya Adam diyordum.. Adam da anlayacaktı sonradan; Öylesine diye bir şey hiç olmamıştı aslında!..Sarmaya çalıştığı yara kendininkiydi belki de.. Ve hayat MUCİZElerle doluydu.. Haklı değil miyim söylesene?!.. 

P.elisa.. 

Öylesine bir akşama, öylesine bir günü gelin ederken ben, hepimize UMUT..Hepimize SIHHAT..Hepimize HUZUR diliyorum.. Sevgiyle.. Git..tim..

İnstagram'dan tüm fotoğraf ve yazılarımı takip etmek istersen: @perran_ca ya tıklamak yeterli olacaktır.. 




20 Mart 2015 Cuma

..Umuda boya beni..



Merhabalar..

  Bugün size biraz facepaint yani Anadilimizde yüz boyama olarak bilinen sanattan bahsetmek istiyorum..
  Genellikle çocuklara yönelik bir boyama yöntemi olan bu boyama sanatı zaman zaman yetişkinlerde ve özellikle hamile bayanlarda da tercih edilebilmektedir. Bebeğine hatıra olarak saklamak isteyen hanımlar, karınlarını boyatarak bir kaç hatıra pozuyla bu ânı ölümsüzleştiriyorlar.
  Ülkemizde çok yaygın olan şekli ajansların temin ettikleri öğrenci kardeşlerimizin ek iş olarak  ufak figürler çizip harçlık çıkarttıkları gel geç bir sektör gibi görünse de, bu sanat; dünya üzerinde çok daha ciddiye alınan ve güzel eserlerle çocukları hem mutlu kılan, hem de çizgi filmlerde ya da masalarda olmak istedikleri kahramanlara dönüştüren güzel bir boyama tekniğidir.
  Ülkemizde az sayıda kişinin bu işi, işten çok sanat dalı olarak benimseyerek ve çocuk ruhuna inerek yaptığını bilmekteyim. Buna kendim de dahilim..Bir kaç ajansla sırf para öncelik tutuduğu gerekçesiyle bağlantıyı reddettiğim de doğrudur. Zira öncelikli amacım (her ne kadar iş olsa da) çocukların mutluluğudur. 
  Geçmişte bununla alakalı güzel bir enstantane de yaşamış, LÖSEV' İN halen sürmekte olan Gönüllü Yüz Boyama Sanatçılığına kabul görülmüştüm. Değerli bir ajans sahibi beni arayarak; onlarla çalışıp çalışamayacağımı sormuş ve bayram tatili olduğu için LÖSEV toplantısına katılmamı rica etmiş, karşılığını da fazlasıyla teklif etmişlerdi. Ben de bu tekliflerini kabul ederek, hiç bir ücret talep etmeksizin güzel evlatlarımı bu kez ufak figürlerle boyayarak mutlu kılmıştım. 
  Aslında benim en büyük sırrım ; MUTLU ETTİKÇE, MUTLU OLMAK'dan geçmektedir..

İnstagram'da ek hesabım olan hayalperisidesign ı takip edebilir, konuyla ilgili tüm soru ve önerilerinizi de dm den tarafıma iletebilirsiniz. Tüm boyalar su bazlı olup, markalar;
KRYOLAN, EBERHARD FABER, MEHRON ve muadili CE belgeli ürünlerdir.

 Hepinizi sevgi ile kucaklarken bir şey rica ediyorum;

İÇİNİZDEKİ ÇOCUĞA SAHİP ÇIKIN GÜZEL DOSTLARIM..


P.〽elisa..


Umutla.. Sevgiyle.. Git..tim..








19 Mart 2015 Perşembe

..Bi'deliye ihtiyacim var musait misin?..

    İnsan belki de bazen olduğundan çok farklı davranabilmelidir. Tüm duvarlarını yıkmasa da, korunaklı zırhını sırtından çıkarıp, omurunu bir müddetliğine rahatlatabilir. 

    Kendini bir duruşa farkında olmadan adamışlığın inanılmaz yoruculuğunu, hiç tanımadığı birinden duyduğu "bir cümle" ile idrak ettiğinde ise durup bir düşünmelidir.
-Ben neden bu kadar kuşkucuyum. Hayır yani bazen de "öylesine" olamaz mı her şey? Ya da sonunu düşünmeden de yaşanamaz mı bazı şeyler. Biriyle dostluk kurmak neden bu denli zor ve ızdıraplı?.. Asıl sorun "ya giderse" ya da  "Tam da Ona bağlanırken giderse" midir kendi içinde..Bunları düşünüyorum şimdilerde..
   Bazen kendi içine öylesine hapsolursun ki farkına bile varmadan, ya da tamamen FARKINDA!..Aslında her ne kadar olduğun gibi olsan da, sen birinin eşi, birinin kardeşi, birinin annesi, bir diğerinin dostusundur.. ""Kendine kendinden kalan pek de bir şey yoktur aslında.."" Mesafeler senin en sevdiğin şeydir. Her şeyde risk alabilirken sen.. Ve inandıklarının uğruna ne gemiler yakabilmişken.. Tek bir şeyi beceremediğini farkedersin işte böyle zamanlarda; SEVMEK.. 

  Her şey kolaydır aslında.. Fakat sevmek tam bir kaos.. Bir mücadele.. Başlamadan bitecek bir düello gibidir adeta.. Ya hiç layığıyla sevilmediğinden, ya da herkese gereğinden çok değer verdiğinden vakt_i zamanında!.. Oysa ki aslında en iyi sen bilirsin ki; herkese hakkı kadarını verdiğin zaman bu en kalitel,i ilişkidir.İster arkadaş, ister yoldaş, ister evlat..

  Hep şöyle gelmiştir açıkcası bana; eğer seversem ki; gerçek bir sevgiden bahsediyorum burada.. Hani aynı hayat yolunda yan yana yürümek..Ne bir adım geriden, ne bir adım önden..Hani böyle bahsi geçince içinin Onunla dolması gibi.. Hani içinde bir şekilde dolmayan o isimsiz boşluğu alması gibi belki de.. Hani varolmayan kardeş gibi.. Hani evsiz bir garibin spor salonunda bir geceliğine yatabilmesi gibi.. Ya da iftar saati gibi yazın en uzun günlerinde.. Hani susuzluktan boğazının kuruduğu anda ezan sesini duymak gibi güçlü bir şey işte!.. 

  Demem o ki azizim; bugün yolun yarısına gelmiş bir İNSAN, bir KADIN, bir EŞ, bir ANNE olarak "bir cümle" ile farkettim ki; yeni biri yaşam kıyıma hasbel kader uğradımı afallıyorum.. Evet evet dürüstüm işte.. Afallıyorum.. Çünkü ben herkesle aynı mesafede güzel arkadaşlıklar kurabilirken, biri benden bir parça gibicesine kıyıma vurduğunda korkuyorum.. 

 Sözün özü; SEVMEK hiçbir kitapta ya da okuduğum hiçbir okulda öğretilmiyor insana!. Gelişi güzel sevmek gerek en alaylısından aslında!..Aklıselim bir DELİyseniz ve aslında kim olduğunuzu farkederse biri; O size sormadan, siz hazırlıklı olun cevaba.. Çalıştığınız yerden gelmesi umuduyla.. Ya da vazgeçtim.. Bi' kere de sınıfta kalalım.. Kalalım ki, bir'an NEFES alalım.. Belki bir Poyraz, belki de bir Lodos'ta.. Herbiri rüzgârın babası değil mi nasıl olsa!..

 Gitmeden bir sorum olacak sana; "Bi'deliye ihtiyacim var musait misin? "


P.〽elisa..


İnstagram'dan tüm fotoğraf ve yazılarımı takip etmek istersen: @perran_ca ya tıklamak yeterli olacaktır.. 

Umutla.. Sevgiyle.. Git..tim..

..Umut fakirin ekmeği..Ya tutarsa?!..

Ya su kesikse misal..
Ya sensizliğin teyemmümünde sıkışıp kaldıysa bu yürek..
Ya astığı yüreğin cebinden çalmışlarsa umudu..
Ya çıkarsa diye bi'bilet aldıysa bi'çocuk..
Ya hiç çıkmadıysa bi'amorti bile.
Ya çok sevdiyse misal..
Ya çok beklediyse bi'bankda..
Ya çok üşüdüyse..Ya #azizim ya hiç gelmediyse beklenen..
Ya bu hikâyeler bi'gün yiterse..
Ya ilham perisi giderse..
Ya bu film vizyona girmeden biterse..
Hadi git göle maya çal..
Umut fakirin ekmeği; ya tutarsa?!..


İnstagram'dan tüm fotoğraf ve yazılarımı takip etmek istersen: @perran_ca ya tıklamak yeterli olacaktır.. 

Umutla.. Sevgiyle.. Git..tim.. 


P.〽elisa.. 

..Turuncu Hırka..

İstediğinde bir hırkanın içine saklanabilmelisin. Zira başka türlü baş edemeyeceğin bir hayatın içinde kaybolabilirsin. Bak yine herkes gidiyor..Bazıları ölerek, bazıları yaşaya yaşaya gidiyor. Her gün, her an gülemeyiz. Sürekli de ağlamak olmaz. Herşey tadında güzel. En güzeli de tadı damağında kalan anlar aslında. *Böyle paketi açılmamış bir bayram hediyesi gibi.
*Hani böyle bir bardak Baileys'i damağında gezindirirken içini gıdıklaması gibi. *Böyle karanlıkta arkadandan biri geliyor sanıp da Laaannn dercesine celallenip arkanı bi anda döndüğündeki cesaretin gibi.
* Iıuumm böyle hani nasıl anlatsam, bıraksalar durmadan sevişeceğin biriyle öpüşmeden burun buruna tüm arzunla direnmek gibi ilk karşılaştığında. 

*Böyle en sevdiğin yemeyi annenden güzel kimsenin yapamıyor olması gibi.
*Bi de böyle geceleri hayalini kurduğun ve kafana koyduğun birçok şeyi günün sarhoşluğunda unutuvermen gibi.
Hayat be azizim. Toplasan beş para etmez, dağıtsan savrulur gidersin.. Hepsi bu!.. 


İnstagram'dan takip etmek istersen; @perran_ca ..

Umutla.. Sevgiyle.. Git..tim.. 


P.〽elisa..

..Kahve Köpüğü..

Beni İnstagram hesabımdan takip eden kıymetli dostlarım iyi bilirler; #bikahveyadayarim bana ait ir tag.dir. Ne vakit bir kahve içsem, kendimi onun eşsiz tadı ve kokusuna teslim eder, kelimelerle dans eden ruhuma, kalemimle eşlik ederim.. 


 Ve bi'kahvenin köpüğü gibi taşsa da sevdan içimden..
Köprüsüz bi' pantolona kemer misali kifayetsiz kelimelerim.
Yazsam yazamaz olurum, çözsem kördüğüm.
İntiharı büyük bir suyun şelalesidir sessizliğim.
Belki de kör alfabesinde lâl bi'kadınım ben.
Belki de kimsenin duymadığı sekizinci notaydın sen.
Ve bi'kahvenin fincanı gibi kalsam da ardında.
Bu yaman his; çay bardağındaki rakı tadında..


Bu Espresso' yu Cafe Palas/ Erenköy' de içmiştim. Mekânın nezihliği kadar lavabosunun temziliği ve ürünlerinin tazeliği de beni cezbetmekte. Yalnız sigara kullanmayan biri olarak, içeriye kadar giren yoğun duman insanı ciddi anlamda rahatsız ediyor. Sanırım bu açıdan, bir çok mekân gibi sıkıntılı bir ortamı var. 

İnstagram'dan tüm fotoğraf ve yazılarımı takip etmek istersen: @perran_ca ya tıklamak yeterli olacaktır.. Umutla.. Sevgiyle.. Git..tim.. 

P.〽elisa.. 

18 Mart 2015 Çarşamba

..Fotopya ÇOCUK HAKLARI Fotoğraf Yarışması..

Herkes içerde oynarken, O hep Onlara uzaktan baktı. Çünkü bir görevi vardı. Kendinden büyük sorumlulukları.. Çocuk.. Dünyayı tarttı..Baktı ki olacak gibi değil, daha başlamadan yarım bıraktı..Çünkü yaşam O' na ağırdı.. Çünkü yol ta en baştan yokuştu.. Çünkü O, henüz küçücük, esmer bir kuştu.. 

Tüm çocuklarımın haklarını koruyabilmeyi ne çok dilerdim. Tek tesellim kendi evladıma yeterli bir anne olmaya baş koymuşluğum işte.. umutla.. Sevgiyle..

Fotoğrafı ortalama 5 yıl önce karelemiştim. 3 ayrı fotoğrafımla katıldığım Fotopya ÇOCUK HAKLARI Fotoğraf Yarışması' na siz de katılmak ve detayları almak isterseniz linke tıklamanız yeterli olacaktır.. 

Son Başvuru: 17 Nisan 2015 

P.〽elisa.. 

..Kaç tonda sevebilirsin beni?..

..Kaç tonda sevebilirsin beni?..
Gülüşün ne renk?
Öpüşün peki?
Ne renk akar gözyaşların.
Kederin ne renk mesela.
Peki ya neşen. Hah o ne renk?
Öfken misal?
Kaç tonda sevebilirsin beni?
Kaç tonda üzersin mesela.

Kaç ayrı tonda neşem olursun?
Hüznüm mavidir benim.
Gülüşüm leylak.
Öfkem kan kırmızı.
Gidişim siyah.
Doğuşum pembeymiş.
Ölüşüm bem beyaz.
Ne olur bari sen anla beni.
Bir'az..
P.〽elisa..



İnstagram'dan takip etmek için; @perran_ca

Çanakkale Geçilmez.. 100.yılımız kutlu olsun!..

Baş Kumandan Mustafa Kemal ATATÜRK ve tüm şehitlerimizin ruhu şâd olsun..


ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!..



Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.
Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.

Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.

“-Sen kimsin?

-Ben Seyidim.

-Biz seni öldü biliyoruz.

-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?

-Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.”

Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.”

Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.

O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der.

***

Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.

Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.

1889'da Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.

Mavi gözlü ve ufak tefektir.

Gariban Anadolu köylüsü.

Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.

1909’da askere gider.

1912’de Balkan Savaşı’na katılır.

1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.

18 Mart1915'te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevlidir.

(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası'na isabet eder. Mecidiye Tabyası'nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk'tur.

Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır.
Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar.

Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.

O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.

Seyit Ali, 1909'da gittiği askerden, 1918'de onbaşı olarak döner.

1915’teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale’de askerliğe devam eder.

1918’de terhis olur.

BİR TEK ATATÜRK HATIRLAR

Kocaseyit, harpten döndükten sonra burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü’ne der ki, “Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım.”

Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı’nın hangi köyde olduğunu bilmez. “Buluruz tabii Paşam” deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit’i sordurur. Manastır köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir. Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır. Ama bozuntuya vermez. Askerlere “suçum ne ki” diye sorar. “Hayır, suçun yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor.” Seyit, sevinir.

Gece yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit’i perişan vaziyette görünce, önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da elbisesini verir. Atatürk’ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra Paşa ‘ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın’ der.

Maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, “Hayır paşam" demiş, "biz görevimizi yaptık maaş için değil” der. Tek bir isteği olur Atatürk’ten, “Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit'te gece kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa. Rahat çalışsam, maaş da istemem”

Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit’e dokunulmasın diye.

Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit’e pek rahat verilmez.

Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.

Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran’da bir fabrikada hamallığa başlar.

Seyit Ali Çabuk, 1939'da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.

Köyündeki mezara gömülür.

Kocaseyit'in köyü, hala yoksul...

Yüze yakın torununun yaşadığı Kocaseyit Köyü (köyün adı sonradan Çamlık, 1990’da da Kocaseyit olmuştur), büyük oranda elektriksiz ve susuz.

TSK bir dönem köye de sahip çıkmış, Kocaseyit Anıtı da yaptırmış ama Ergenekon, Balyoz darbeleri sonrası onun da eli çekilmiş.

Güneydoğu’dakilerden farksız köylü topraksız, koyun keçi güdüyor, ovaya yevmiyeye gidiyor.

Aynı dedeleri Kocaseyit gibi.

Kocaseyit’in öyküsü, bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının öyküsüdür.

En azından o yine şanslıymış, bugünküler üzerine bir de suçlanıp, hapse atılıyor, intihara zorlanıyor.

Hüseyin Vodinalı/ odatv

17 Mart 2015 Salı

Hepimiz belli kişilere kızgınız Suriye gerçekleri yüzünden. Kâh masum insanlar katlediliyor diye, kâh ülkemizin gücünü zorlayan serbest sınır kapısı politikası yüzünden. Peki size tek bir soru sıracağım; "Bu masum yavrumun günahı ne?" .. Ben içim cız ederek fotoğrafını kareledikten sonra yanından ayrıldım mesela.. Bir kolumda eşim, diğer elimde kızımla Pazar'ın kalan kısmını bir Cafe' de tamamladık o gün. 10 yaşındaki kızımın Onlar hakkındaki sorularını yanıtlarken, bir çoğunda tıkanıp kaldım. Çünkü ilk kez cevapları tam olarak bilemiyordum. Tıpkı sen gibi, tıpkı hepimiz gibi.. Söyleyeceklerim bu kadar azizim.. Asıl sustuklarımda niceleri var!.. Umutla.. Sevgiyle.. Ah tabii.. Öyle ya!..


P.〽elisa.. 


İnstagram'dan takip etmek için; @perran_ca

16 Mart 2015 Pazartesi

..KAFKAOKUR..

Kafkaokur' da (instagram:@kafkaokur )bu ay Frida KAHLO ve DİEGO'su öne çıkıyor. Öylesine tutku dolu bir yaşam ki Onunkisi.. Ahh beni benden almıştır biyografisi oldum olası. Bir dergiyi seri halinde takip edemeyenlerdenseniz siz de ben gibi..Kafkaokur tam size göre biçilmiş kaftan kanımca.. Duyarlılığı konusunda da tam puan aldı benden. Zira göz yaşı ve rahmetle andığımız Özgecanımız'ı da tam sayfada "Papatyalar ölmez bay, öldürürler" sloganıyla anmışlar. Derginin içinde birkaç ruh haline aynı anda bürünmemeniz olanaksız gibi.. Kafka ve Milena'ya da kısaca değinen sayfalar cidden eşsizdi.Sabahattin Ali- Kürk Mantolu Madonna ve Oğuz Atay- Tutunamayanlar'dan da alıntılar yapılmış bu ay.. Kısaca dergi tam anlamıyla bir "DOZ AŞIMI" diyebilirim. Her yerde bulamadığını söyleyen okurlara rastladığım için belirtmek isterim ki; Nt Mağazaları ve Carrefoursalar' da daima bulabilirsiniz.. İşte böyle.. Ne diyorduk gitmeden; Sevgiyle..Umutla..

 

P.〽elisa.. 


İnstagram' dan takip etmek için; @perran_ca 

Yeni akım PİCATTOO..

ABD' de günden güne büyümekte olan ve ülkemizin de kapısına dayanmasına ramak kalan bu akım instagram çıkışlı bir geçici dövme tutkusudur. Adını Fransa' da yaşayan bir kuş türünden ilham alan sistemde, karelediği fotoğrafları vücudunun arzu ettiği yerlerine dövme olarak işleten instagram tutkunları bu şekilde sanatlarını ölümsüzleştirdiklerine inanıyorlar. Aslında sistem tam olarak şöyle işlemekte.Dövmeler geçici olup, sticker şeklinde size ulaştırılıyor. Siz de bu durumdan yeni haberdarsanız özellikle instagram hesabınızdan #picattoo tagiyle birbirinden ilginç dövme çeşitlerine şahit olabilirsiniz.Ayrıca edinmek isterseniz de; yine instagram üzerinden 12 fotoğrafınızı seçip Picattoo sayfasına sipariş geçebilirsiniz.Üstelik dünyanın her yerine FreeShipping/ Ücretsiz Kargo imkânı ile.. Umutla kalın.. Bir de sevgiyle elbet.. Git..tim.. (Not: Fotoğraf bu kez alıntıdır.)

 P.〽elisa.. 


Momiji Aşkına.. https://www.bywonderland.com & https://instagram.com/bywonderland/

İnstagram ortaında tanıştığım Candaşım..Çok değerli arkadaşım z_mehtap sayesinde Momiji Dünyası'na adım atmış bulunmaktayım. Bu uzun ve keyifli yolculukda yol aldıkça iyi bir kolleksiyoner olacağıma eminim. Zira bu momiji sevdası tıpkı dövmelerim gibi.. İnsan durmak istese de, durmuyor işte!..

Ve karşınızda seriimin nadidesi, ilk göz ağrım; LUCKY

Bu güzel reçine bebekleri bywonderland adresinden temin edebilirsiniz..Ayrıca bebeklerinizle karelediğiniz güzel fotoğraflarınızı instagram-bywonderlandhesabının #momijisevgiyiyay tag iyle de paylaşarak ayın şanslısı olabilirsiniz. Unutmayın!.. Aslolan kazanmak değil, eğlenmek elbette.. Umutla.. Sevgiyle..



 P.〽elisa.. 


















Anne' ye mektup..

 Annem;

Beni bir daha dünyaya getirsen.. Yeniden başlasak misal.. Bunca yıl geride kalmış olmasa bir de.. Saçlarımı tarasan her sabah.. Bana masallar anlatsan başucumda.. O sürmeli gözlerin, o kırmızı ojeli kusursuz ellerinle allığını sürerken yanaklarına, yine gülümsesen bana aynadaki yansımanla..Öğüt dahi vermeden bir kadının hem güzel, hem akıllı, hem çalışkan, hem anne olabileceğini öğretsen durmaksızın.. Tiyatroya gitsek ve ben perdeleri hiç sevmesem de sırf ponçik alacaksın diye İnci Pastanesi' nden, sevinir gibi yapsam..Koca oyunu kese kağıdında bir ponçik uğruna heba ederken.. Yanaklarım pudra şekeri olurken, o yavru ağzım marmelat koksa tüm saflığıyla..Sen bizi bakkala yollasan abimle.. Biz de dönüş yolundaki tüm zillere basıp kaçsak Şevki Bey Sokağı'na varana dek..Moda sokakları yine mabedimiz olsa..Mahalleye çevirmeli salıncaklar gelse, pamuk şekerci geçse önümüzden.. Yokluğun tokluk olduğu günlerin hazı sarsa dört bir yanımızı.. Yeri gelse arkadaşımızın fazladan kıyafetlerini giysek gocunmanın anlamını dahi bilmeden.. Sonra bir de Yoğurtçu Park' a yürüsek yine el ele.. Bomonti' nin nezih manzarasında cam şişede meyve suyu tüketsek dibine tortu çökmesin diye karıştırarak..Ekmeğe salça sürsek, ev yapımı Nutella yapsan bize ya da o eşsiz piramit pastandan..Arka bahçeye çıksak abimle, o yan bahçedeki aksi ihtiyarın ağacından meyve aşırsa, ben kıkır kıkır gülsem yeniden.. Burda olsa gök gözlüm.. Burda olsa da atışsak alabildiğine.. Sonra birlikte ağlayıp, birlikte gülsek.. Ben de bu denli yalnız olmasam be anne!..Olmasam!..Pazar günleri kilisenin çanlarının kardeş sesine gülümsesek yeniden, beş vakit ezana şükrederken.. Hepimiz kardeş olsak yolda yürürken.. Sene yine 80' ler olsa be anne!.. Tecavüzlerin, cinayetlerin kol gezmediği, adaletin sırtımızı sıvazladığı, komşuların birbirine güldüğü, insanların almaktan öte vermekle değer kazanacağını bildiği..Yine çocuk olsak..Yine İNSAN olsak her birimiz.. Vicdanlı, ahlaklı, etik ve merhametli.. Çok düşünüp, az konuşan.. Hah!..Olmaz mı anne?.. Çok mu şey istiyorum?.. Ben çok şey istemeyi beceremem bilirsin sen aslında..Yine mi olmadı anne?.. Olsun bakalım.. Bu kez de yine böyle olsun.. Sen varsın ya.. Yanımdasın ya.. Hayat dursa ne çıkar..Yeter ki sen gül.. Gül ki; umut olsun.. Gül ki; zaman dursun..Gül ki; dünya anlam bulsun.. Varlığına bin şükrüm olsun.. 

Kızın..


 P.〽elisa.. 

15 Mart 2015 Pazar


..Gitmek..
Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasina
Bir baska ülkeye, daglara, uzaklara…
Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey…
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.
Öyle “yanina almak istedigi üç sey” falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi götürdün demektir..
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor.
Böyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz “kalk gidelim”,
öbür yanimiz “otur” diyor.
“Otur” diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira…
is, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu…
En kötüsü alışkanlık
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz…
Kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz.
Evlenmeler…
Bir çocuk daha dogurmalar…
Borçlara girmeler…
isi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
Misal ben…
Kapidaki Rex’i birakip gidemiyorum.
Degil busehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum.
Alip götürsem gelmez ki…
Bütün sokagim köpegim oldugunun farkinda
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sirtinda yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardir;
Evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatimiz küfeler.
Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazim.
Barik ufak kaçislar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakasi
Hepmiz kaçabilsek…
Bütçe, zama, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra baska mecburiyetler
Sikisip kaldik.
Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli
Bu kadar agir olmamali.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karsiligi, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun… istemek de güzel.
Can YÜCEL

..Şu Hayat Denen Zımbırtı..

Şu hayat denen zımbırtı diyorum.. 
Ne çok ciddiye alınası.. Ne de fazlaca tiye.. 
Hani böyle kararında.. Tadında.. 
Ama tadı damağında.. 
Hani her şartta, her saatte kıymeti bilinesi..
Hani "game over" olana dek tadı çıkarılası.. 
Hani yaşamın şımarık telvesi..
Ya da ne bileyim bir filmin en güzel sahnesi..
Bazen enfes bir masanın mey şişesi.. 
Kimi vakit babaannemin yün çilesi.. 
Zaman zaman bir balıkçının full çeken oltası..
Ara ara dertleri dilimlediğin ekmek tahtası.. 
Bir şekilde bulunuyor ortası..
Şu hayat denen zımbırtı diyordum işte azizim..
Hepi topu üç yemeklik sefer tası; 
"Doğum, yaşam ve ölüm.. " işte..
İyi insanlar olalım; güzel anılası..


Umutla.. Sevgiyle..

P.〽elisa.. 




..Günün Notu..

* Gerektiğinde özür dile..

Ferrari'sini Satan Bilge..



* Çıkar gözetmeksizin başkalarına yardım et. 

* Yaşam kaliten sonuçta yaşama yaptığın katkıyla belirlenir.

* Her gününe kutsallık kat, vermek için yaşa.

* Başkalarının yaşamlarını yüceltmekle, kendi yaşamın en üst boyutlara erişir.

* Her gün İYİLİK yap!

* İhtiyacı olanlara ver.

* Daha zengin ilişkiler geliştir.

* Yapabileceğin en soylu davranışın başkalarına bir şeyler vermek olduğunu anlamalısın. Daha üstün amaçlara odaklanmaya başla. 

Yüzük..

Yüzük..
Birbiri üzerinde Haktır.
Var gücünle Çabalamaktır.
Yüzük..
En esaslı Emektir.
Kendinden fazla sevmektir.
Yüzük..
Günü gelince evlattır.
"Kırmızı yandı Dur!" dur.
Yüzük..
Seçimdir, geçimdir.
Buldunsa doğrusunu şansdır,
Ve Yüzük..
Alyansdır.
Onu parmağa değil,
Esas olan.. Yüreğe takmaktır.



Hadi kalın sağlıcakla..Sevgiyle..Umutla..


P.〽elisa.. 


14 Mart 2015 Cumartesi

Aslına bakarsan hayatta her şey daima içiçe..


  Şu hayat denen zorlu ama bi' o kadar da keyifli yolculukta aklına gelebilecek her şey içiçe..

Mesela hüzün ve neşe içiçe..
Bi' de umut ve umar var, onlar da içiçe..
Aslına bakarsan neye tutunsak içiçe..
Kadınla erkek misal,kâh ruhen, kâh bedenen hep içiçe..
Anne ile bebek mesela..Tanrım! işte bu en büyük mucize!Onlar da değil mi ya içiçe..
Hayat mesela..Hiç düşündün mü azizim?Hah.. 
Cidden ama böyle sabah kalkınca,
Ya da bir metroda tıklım tıkış giderken,
Veyahut hasbel kader oturacak yer bulmuşsan,
Kulağında kulaklık en sevdiğin müzikle,
Elinde yarıya yaklaştığın kitabın sana hayatı yarıladığını,henüz yarılamadığını ya da çoktan yarıyı da geçtiğini fısıldarken,
Düşündün mü Azizim sen hiç?

Ölümle yaşam bile..Ne tezat değil mi?!Ama onlar dahi hep içiçe..


  P.〽elisa.. 

Yüreği közden geçen herkes kestaneyi çok sever..

-Al.. Dedi adam..
-Bak! Bu en sevdiğin şey.. Ye sevdiğim.. 
Kadın duraksadı.. Koca bir tebessümle başını "minnet" anlamında hafifçe salladı.. Donmuş parmaklarıyla, adamın sıcacık elinden aldı kestaneyi.. Ve; -
Ahh.. Be adam.. Benim en sevdiğim şey; biraz anlayış. dedi.. "İçinden".. 
Ve el ele yürüdüler caddenin sonuna dek.. Sessizce.. Umutla.. Ve Sevgiyle..  P. elisa..

~Mathi...
~Efendim Dino..
~Neden kestane?
~Çünkü Dino.. Yüreği közden geçen herkes kestaneyi çok sever.. Çok dedim.. Çok; büyük bir kelimedir!..

Hayatın Kaçak Yolcuları' na..

    Öncelikle tüm okurlarıma MERHABA diyerek başlamak istiyorum.. Zira bu eşsiz kelime; "Size benden zarar gelmez." Anlamını taşımaktadır.. Yaşam kıyıma HOŞ GELDİNİZ..


    Aslına bakarsan hayat öyle bir şey ki azizim.. Ne bir dahaki sefere deyince denk geliyor, ne de kaçak bir yolcu misali kenarına asılınca.. Öyle ya da böyle hep bir kargaşa.. Soluğu ensende biten aynasızların telsiz sesleri kadar tüyleri ürperten bir edası olsa da ekseriyetle, biz yine de şükredenlerden oluyoruz Atadan aldığımız aidiyetle.. Ne vakit ki serpiliyoruz göğe doğru ve ne vakit ki bir BAŞAK'ın boynunu eğişiğinin, doluluğundan mütevellit oluşunun idrakına eriyoruz.. İşte o vakit ÖL.meye değil de, OL.maya doğru yürüdüğümüzün hafifliğiyle soluyoruz.Ve her günün aslında bir şekilde HAYR'ımıza olduğuna kanaat getiriyoruz.. Bilemiyorum benim işime öylesi daha yatkın belki de.. Neyse.. Öyle işte..

   Demem o ki azizim; herkese ve her şeye rağmen daima UMUT'a.. SEVGİ'yle..ŞANS'la..ŞÜKÜR'le ve HUZUR'la.. 

  

  Günümüz dün kadar nezih, yarın kadar afiyetli olsun.. Sevgi'm'le..


  P.〽elisa..